Paraguay’lara gitmekle olmuyor

Resim
Merhaba, Ben Sabahattin Gencal, birkaç ay sonra 75’e adım atacağım; ama kendimi öyle yaşlı görmüyorum. Yalnızım. Yalnızlığımı kaliteli yaşamak istiyorum. Öyle, yaşam koçlarının öğütlediği kaliteden söz etmiyorum. Kendi kendimin koçu olarak çabalıyorum. En önemli tutkum okumaktır. Arada bir de bloglarda yazarım. Kötü bir okuyucuyum. Hiç tasvip etmediğim halde her şeyi okurum. Her şeyi okumak, hele bugünlerde günceli kovalamak hasta ediyor insanı. Onun için zaman zaman güncel’in dışına çıkmak gerektiğini anladım. O kadarki Güncel’in ötesi adlı bloğu bunun için açtım. Yeni blog açmak hiçbir şey ifade etmiyor, asıl kafada yeni pencere açabilmektir. Henüz bir pencere açamadım kafamda. Öyle yazdım olmadı, böyle denedim olmadı. Bir türlü güncelin dışına çıkamadım. Demek ki ancak dünyadan çıkınca bu huydan kurtulacağız. İnsan bazen boğulur gibi olur da kendini dışarı atmak ister. Ben de istiyorum ki değişik konulara gireyim çıkayım; demir kafes gibi olan kuralları kırayım. Gönlümce takılayım. Ama …

Geleceğe Yürümeli



Geleceğe yürümek sahil yolunda yürümeye benzemez kuşkusuz.
Geçmişte ve bugünde yaşadıklarımızda fark edemediğimiz, göremediğimiz, ayrıntı kabul edip pas geçtiğimiz bir şeyler var mı?
***

         Paylaşmak niyetiyle bir yazı mı yazdık; hemen paylaşmalı. Ne olur ne olmaz. Örneğin bilgisayarınız çökebilir. Diyeceksiniz ki, ”Olumsuzlukları öngörüp yazınızı bir belleğe kaydetseniz…” Haklısınız tedbir alamadık. Ama bereket, bilgisayarcı birçok yazımı kurtardı. Aşağıdaki yazı da kurtarılanlar arasında. Dosyaları karıştırırken karşıma çıkan bu yazı düşündürdü beni: Acaba yayınlamış mıydım? Birçok blogda yazdığım için unutuyorum, karıştırıyorum. Her halde yayınlamadım. Yoksa, paylaşmaya değer bulmadığım için mi yayınlamadım?
Her yazı, okuyucuların zihninde değer kazanır. Bakın sözün gelişi ile vecize gibi bir cümle yazmış oldum: “Her yazı, okuyucuların zihninde değer kazanır.” Haksız mıyım yoksa?
         Bu yazının kaderinde de okunmak varmış. Ooo, yazının kaderi diyoruz. Anlaşılan bugün farklıyız. Desenize insan her an farklıdır.
         Farkı fark edenlere iyi okumalar:

         Geleceğe Yürümeli

         “Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur” sözünü duymuşunuzdur. Bu söz,  “Hep aynı şeyleri yapıp duruyor, çabaları verimli olmuyor, aynı şeyleri boyuna yineliyor” anlamında söylenir.

Çok çalışmasına karşın verimli ve yararlı olmuyor anlamında da söylenilen, kınama veya eleştiri için kullanılan  bu söz medrese eğitiminin olduğu yıllardan beri söylenip geliyor. Medrese eğitiminde gramerin (dilbilgisinin) ilk kademesine verilen ad “Bina”dır. Bu derste başarılı olunması ile bir üst kademeye (Emsileye) geçer. Ancak üst kademede hata yapılınca yeniden “Bina” okunmaya başlanır. İşte bu uygulamadan hareketle yukarıdaki söz yaygın olarak söylenir olmuştur.

Şimdilerde bir konunun sürekli yinelenmesine temcit pilavı diyorlar.

Bizim yaptığımız da böyle olmuyor mu? Hep aynı şeyleri dönüp dönüp yazıyoruz.

Beyinler yenilik istiyor, farklılık istiyor. Bu gerçeği bile bile güncele takılıyoruz. Güncel konulardan  ayrılmamayı herkese de tavsiye ediyoruz. Tabii, günceli göz ardı yapmayacağız; ama bileceğiz ki biz haber yazarı değiliz. Yine bileceğiz ki bizim yazımız sadece bugün, sadece bu yıl okunabilecek yazı değildir. Bizim yazımız geleceğe yürüyebilmeli.

Geleceğe yürümek sahil yolunda yürümeye benzemez kuşkusuz. Geçmişte ve bugünde yaşadıklarımızda fark edemediğimiz, göremediğimiz, ayrıntı kabul edip pas geçtiğimiz bir şeyler var mı? Yani arka planı göreceğiz. Bu gördüklerimizi zihnimizden tekrar tekrar geçireceğiz ve ilerisi için planlar yapacağız, tedbirler alacağız.

“-ceğiz, -çağız ile olsaydı, lâfla peynir gemisi yürüseydi …”mi  diyecektiniz? Demeyin. Siz yine de “Bugünlerde neyi  veya neleri pas geçtiğimizi”düşünün.

Düşünmek şeydir.

Sabahattin Gencal,
Hamidiye-Çekmeköy-İstanbul


Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kelimeler

En yaşlı zeytin ağacı Hz. İsa ile yaşıt olabilir