Paraguay’lara gitmekle olmuyor

Resim
Merhaba, Ben Sabahattin Gencal, birkaç ay sonra 75’e adım atacağım; ama kendimi öyle yaşlı görmüyorum. Yalnızım. Yalnızlığımı kaliteli yaşamak istiyorum. Öyle, yaşam koçlarının öğütlediği kaliteden söz etmiyorum. Kendi kendimin koçu olarak çabalıyorum. En önemli tutkum okumaktır. Arada bir de bloglarda yazarım. Kötü bir okuyucuyum. Hiç tasvip etmediğim halde her şeyi okurum. Her şeyi okumak, hele bugünlerde günceli kovalamak hasta ediyor insanı. Onun için zaman zaman güncel’in dışına çıkmak gerektiğini anladım. O kadarki Güncel’in ötesi adlı bloğu bunun için açtım. Yeni blog açmak hiçbir şey ifade etmiyor, asıl kafada yeni pencere açabilmektir. Henüz bir pencere açamadım kafamda. Öyle yazdım olmadı, böyle denedim olmadı. Bir türlü güncelin dışına çıkamadım. Demek ki ancak dünyadan çıkınca bu huydan kurtulacağız. İnsan bazen boğulur gibi olur da kendini dışarı atmak ister. Ben de istiyorum ki değişik konulara gireyim çıkayım; demir kafes gibi olan kuralları kırayım. Gönlümce takılayım. Ama …

İp gibi mi, demir gibi mi, çelik yay gibi mi?

Sabahattin Gencal ne düşünüyor?

Değerli Ağabeyimiz Avukat Nihat Gencal Bey’in iltifatları bizim için onurdur. Bu iltifatları bir teşvik olarak kabul ediyorum. İltifatları kabullenmek, biliyorum ki hatadır. Ama inşallah iltifatlara layık olmaya çalışırız.

Nihat Ağabeyimiz, sağ olsun yazılarıma yazdığı her yorumda teşviklerini esirgemedi. Aşağıda “Ayna Ayna” başlıklı yazıma yazdığı yorumu sunuyorum:

“Sabahattin Bey, yazılarınızdan öyle anlaşılıyor ki, siz sadece edebiyatçı ve hukukçu değil aynı zamanda bir felsefe adamısınız.

İnsanların hayatına yüzyıllar önce girmiş basit bir eşya olan aynadan, insanların iç dünyasını düşünce ve fikirlerini, ruhsal hallerini değerlendirip gözler önüne sermenizi kutluyorum.

Ve yazılarınızı zevkle okuyup kendi payıma bir şeyler çıkarmaya çalışıyorum. Ancak bu yazılarınızı daha çok kimselerin okuması için medyada yer almanızı çok isterim. Gerçi şu anda medya baskı altında ama senin yazıların kimseyi incitmez. Bilakis takdirle karşılanır. Selam ve sevgiler.” (https://www.facebook.com/nihat.gencal)

Ağabeyimize, nasıl bir cevap yazacağımı, nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Hele, kimin yazdığı belli olmayan şu dizeleri yazalım da:

Mazhar-ı feyz olamaz düşmeyecek hâke nebât
Mütevâzı olanı rahmet-i Rahman büyütür.”
Yani;
Tohum toprağa düşmeden feyze kavuşamaz, (cimlenme olmaz) Mütevazı olanı (kibirden uzak olanı) Rahman’ın rahmeti büyütür. [i]

Tohumun toprağa düşmesinin birçok mecazı anlamları olabilir. Bunları geçerek Ağabeyimizin önerisi üzerinde duralım mı?

Nihat Bey, üçüncü defadır, benim medyada yer almamı öneriyor. Yani tohumun toprağa düşmesini istiyor. Ben de istemem mi?

 “O halde?” diyeceksiniz. 
Ben de girişim ve iletişim yok bir kere. Eğer olsaydı gençliğimizde bir yerlere gelmiş olurduk.

Anılardan söz edeyim mi? 
Yaşlılar fazlaca anı anlatıyorlar, okuyucuların da canı sıkılıyor. Onun içindir ki müsaade alarak yazıyorum:

Bir okulda müdürken bir bakanlık müfettişi “Seni Ankara’da görmek isteriz.” demişti. "Sağol" demiştim ona. Ankara, bizim gibileri görmek istemiyor. Gerçekten bizim gibi Kamu yönetimi uzmanlarına, nedense öteden beri yer vermiyorlar.

Yine, rahmetli olan Milli Eğitim Bakanlığı Müfettişlerinden bir arkadaşımız; “Sahneye çık. Sahnedekiler senin çeyreğin etmez…”diyerek iltifatlarda bulunmuş ve yol göstermişti…

Niye sahneye çıkamadık? Niye kozamızı yırtamadık?

Birçok sebep var tabii, ama önemli bulduğumu kısaca anlatayım. Aslında bu yazdıklarımı önceleri de yazmıştım. Ama nerde, ne zaman ve nasıl yazdığımı hatırlamıyorum. Onun için tekrar yapmış oluyorum. Hem Nihat Ağabeyimizin hem de okuyucularımızın bilgisine sunmak içindir bu tekrar:

Askerde, Alay Komutanımız, bir asteğmene içinde benim bulunduğum birkaç asteğmen için “Siz demir gibi doğrusunuz ip gibi doğru olun…” demişti.

“İp gibi doğru olmak”tan ne anlaşıldığını geçiverelim.

TODAİE’de mastır yaparken  “Demir gibi değil çelik yay gibi olun.” demişlerdi. Bu makul gibi idarecilerin çelik yay gibi esneme payları olmalı.

Sözü nerden aldık nereye götürüyoruz?

Ortam bizim gibiler için müsait mi?

Maalesef dün de müsait değildi, bugün hiç değil.

İp gibi olamayacağımıza göre. Sakın, ip kelimesine kafiye yapıp başka bir şey düşünmeyin…

Neyse bu söylediklerim de bahanem olsun.

Yazılarımı, az çok beğeniyorlardı; ama çıtayı böyle yükseltince, korkarım ki bu kez tersi olur. Korktuğumun  başıma gelmemesi için çıtayı mıtayı, kuralı muralı bir tarafa bırakarak samimiyetle yazıyorum:

Az da olsa bloglardaki okuyucularıma yararlı olmak için çabalayacağım.

Çalışma bizden, teşvik sizden, takdir Allah’tan.

Sabahattin Gencal,
Hamidiye-Çekmeköy- İstanbul, 22. 05. 2017







Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kelimeler

En yaşlı zeytin ağacı Hz. İsa ile yaşıt olabilir