Artık yeter! Her konuda güzel manzaralar görmek istiyoruz

Resim
İnsan sırf yazmış olmak için yazar mı? Yazar. Yazar; ama bu yazdıklarını paylaşmanın ne derece doğru olduğunu tartışmak gerekir. Öyle ya, kimsenin zamanını almaya hakkımız yok. Bunu bile bile yazıyorum. İstenirse her yazıdan ders veya ibret alınabilir diye de bir gerekçe uyduruyorum.
Güncel ötesi’ndeki yazılarım aşağı yukarı hep böyle; yani yazmış olmak için…
Klavye başına, hangi konuda ne yazacağımı da bilmeden geçiveriyorum. Önceki yazılarımı okuyan varsa bilir; okumayanlar için tekrar edelim. Bir ülke adını, veya bir kelimeyi Google’ye yazıveriyorum. Çıkanlardan, özellikle fotoğraflardan birini gözüme kestiriyorum ve de oyuna başlıyorum. Bu bir oyalanma; ama dünya da bir oyalanma. Önceki yazılarımda ilginç bilgiler de, tesadüfen dahi olsa sergiledik. Bakalım bugün?
Günümüz gündemini karartan ABD’yi yazmayacağım. Malta Adasını da Man adasını da yazmayacağım. Zaten gündemden kaçıyorum. Onları yazarsam büsbütün çamura saplanırız. Çamur yerine başka bir kelime yazacaktım; ama hak etmeler…

70'inde doğuran, ortalama 120 yıl yaşayan, kanser bilmeyen Hunza Türkleri...


70'inde doğuran ortalama 120 yıl yaşayan kanser bilmeyen Türkler
Bu Türkler kansere yakalanmıyor 120 yıl yaşıyor sırrı ise…

        Yukarıdaki satırlar dikkatinizi çekti mi?
        
         Desenize, böyle bir giriş kimin dikkatini çekmez?

         Yukarıdaki satırlar benim yazdığımı düşünmüyorsunuz değil mi?

         Peş peşe soru cümlelerini sıralayıp sizi sabırsızlaştırdık mı?

         Merak etmeyin. Sabrın sonu selâmet derler ya… Şimdi yukarıdaki ilginç satırların devamı olan metinden alıntılar var sırada. Sırf sizlerin hatırı için yapıyorum bunu; yoksa önce gezimi anlatacaktım.

         Arada bir, geziye- tabii hayali geziye- çıktığımı biliyorsunuz. Bu günde gezdim… Aman aman gezin sende kalsın diyenler için kısa kesiyorum: Gezdim, gördüm, yazıyorum… Yanlış anlaşılmasın gezi izlenimlerimi ve gözlemleri değil; sadece ve sadece alıntıları:

        


Hunza Türkleri Hun Türklerinden geliyor.
Pakistan ve Hindistan sınırında yaşayan bu insanların çok ilginç bir özelliği var..
Kadınlar 65-70 yaş arasında anne olabiliyor. 
Müslüman olan Hunza Türkleri ortalama 110 ile 120 yıl yaşıyor. Burada 65 yaş yolun yarısı sayılıyor...
Bu Türkler kansere yakalanmadıkları gibi sık rastlanan diğer rahatsızlıklara da uğramıyorlar.

Bunun nedeni denizden 6 bin metre yükseklikte çok yüksek oksijeni olan bir bölgede bulunmaları.
Buz gibi temiz su içip kendi ekip biçtiklerini yemeleri..
Hunza Türkleri'nin et ve baharatlı yemekleri çok ünlü ve Sadece kendi ürettikleri sebze ve meyveleri tüketiyorlar.
Şeker tüketmiyorlar..
Hunzalar Çin ve Afganistan sınırında Pakistan Keşmirinin kuzeyinde Tanrı Dağları, Himalayaların batı uzantısı olan Karakurum Sıradağları, Hindukuş dağlarının kesiştiği 160 km uzunluğunda, 1.6 km genişliğindeki Hunza Vadisinde yaşıyan bir halk.
Aslında komşu oldukları Çin değil, günümüz Çin devletinin sınırları içerisinde kalan Doğu Türkistan.

Sözün burasında çocukluğumu yaşadığım Trabzon yaylalarından söz edecektim. Gaz, tuz ve kibritten başka bir şey satın almazdık. Zamanla ilâçlık şeker, basma masma almaya başladık  falan filan diye… tamam tamam geçiyorum:

Hunzaların genç kalmasının bir diğer sırrı ise hareket etmeleri. Her gün dağlarda yürüyüş yapıyor, tarlada çalışıyor, tertemiz dağ havası alıyorlar.

Tamamen Müslüman olan Hunza Türkleri ortalama 110 ile 120 yıl yaşıyor. Burada 65 yaş yolun yarısı sayılıyor...

Bizim kadınlarımız 10 horom ot yükünü(40-50 kg.) yayladan ve mesirelerden köye indirirlerdi. Konaklama anında da horon oynarlardı. Aklınız almıyor değil mi?
Yükseklerde doğal beslenme tamam, çalışma tamam, her şey tamam da bu yaş meselesini pek anlayamadım. Hunzalar yolun yarısına gelirken biz yolu bitiriyorduk…

 Hunza Türkleri, belirli yoga teknikleri uyguluyor. Nefes alırken yogik nefes tekniğini kullanıyorlar.


       
Hunza Türklerinin çok ilginç bir yanı da burada hiç kanser vakasının yaşanmaması...
Bu Türkler kansere yakalanmadıkları gibi sık rastlanan diğer rahatsızlıklara da uğramıyorlar.
Bilim adamlarının dikkatini çeken bu ömür süresi onları araştırma yapmaya yöneltti.
Bunun nedeni denizden 6 bin metre yükseklikte çok yüksek oksijeni olan bir bölgede bulunmaları.
Buz gibi temiz su içip kendi ekip biçtiklerini yemeleri.
Hunza Türkleri'nin et ve baharatlı yemekleri çok ünlü ve Sadece kendi ürettikleri sebze ve meyveleri tüketiyorlar.
Coğrafi zorunluluklar ve iklim değişikliklerin gibi sebeplerle Sibirya ve bugünkü Rus düzlüklerinden Orta Asya bozkırlarına indiği düşünülen Türkler, orman avcılığından göçebe çobancılığa geçiş süreci yaşamıştır.
Doğrusu bizden daha yüksek yerlerde yaşıyor Hunza Türkleri. Ama bizim yaylaların da soğuk suları meşhurdur.
Göçebeliğe gelince. Karı takip ederdik diyebiliriz. Karlar erimeye yüz tutunca Altıparmak denilen en yakın mesireye çıkardık. Oradan Kurkuruç’a.  Karlar önümüzden çekilince meşhur Ancumah’ın Altıkardaş’na… Derken Alayısa ve diğer yaylalara. Açık deyişle Tufa, Geriki yayla, Sarıkaya, Yente, haldızan…  Sonra kar kovalardı bizi taa köyümüze kadar. .. Ah o günler…
Haber görseli

Bu çocuklar nereye gidiyorlar ve niçin gidiyorlar bilmiyorum. Bildiğim bir şey yok ama hatırladığım çok şey var:
Amcamızın kızları suya gidiyorlardı. Tutturdum “Ben de gideceğim “diye. İki yaşında varım yoğum. Amcamın kızlarında yaşlarına göre büyüklü küçüklü güğümler var. Bana da bakır maşraba verdiler. Şimdi kupa mı diyorlar maşrabalara. Çok gitmedik düşüverdim. Solgözümün altı kanadı. 75’ine giriyorum; siz hesap edin kaç yıl öncesine gittiğimi. Gözümün altında çok fazla belli olmayan bir izi hâlâ saklarım. İlk yardımıma koşan, o günlerden kısa bir müddet sonra da vefat eden yengemizi ve tüm ölülerimizi rahmetle anarım
Anlıyorum siz uzun yaşamanın sırrını merak ederken benim ölümden söz etmem uygun olmuyor.
Uygun olmuyor; ama inanın bir reçete bulamıyorum.
Bir şey daha söyleyeyim mi? Bu yazı, değişik biçimlerde hemen hemen bütün gazetelerde yayınlandı. Biz her zamanki gibi yine geç kaldık.


Ehh, gel de doğup büyüdüğüm yöreleri hatırlama.
Ayrıca tasvire gerek var mı?

Haber görseli
Yazın hava çok sıcak olabilir ya da kötü geçen yıllarda fırtına da görülebilir. Sık ladin, çam, köknar ormanlarıyla kaplı yüksekliklerin eteklerinde çayırlar vardır. Çukur yerlerde ise ağaçlıklı otlaklar ve çalılıklar vardır.

Ladin, çam, köknar ormanlarını siz bizim yaylalarda görün. Tabii çayırlar da…
Anlamadığım bir şey  ağaçlardan, çayırlardan vb. söz edildiği yerde yukarıdaki fotoğrafın ne işi var? Benim bu fotoğrafı kullanmamın sebebi şudur: babaannemin başında yazmasının altında yukarıda görülen fes gibi bir fes-başlık vardı. Kadınlarımız Horosan veya Lahor kuşak, oğluk denilen önlük, peştamal, oyalı çember vb. giysileriyle sanki folklor gösterisine çıkarlardı.

Bozkır hayatında, sebzeye karşı fazla istek duyulmazdı. Sütlü darı, peynir, yoğurt ve kısrak sütünden yapılan kımız, Orta Asya topluluklarının başlıca besin maddeleriydi.
At ve koyun etinin saklama ihtiyacı "ilkel konserveciliğin" gelişmesine yol açmıştır. Göçebe topluluklarda "yonca"nın ve "darı"nın oldukça önemi vardı.
Yukarıda da belirttim ya fotoğraf altı yazılarıyla fotoğrafların ne ilgisi olduğunu çözemedim.
Biz de de benzer konsevecilik vardı. Etlerin çok küçük parçalar halinde gerili bir ipe asılarak kurutulduğunu hatırlarım. Yine mesirelerde süzme yoğurttan daha katı olan yoğurtların küçük toplar halinde kurutulduğunu da bilirim. Bunlara kurut derdik. Kışın, düğünlerde ve toplantılarda bir teknede bu kurutların yoğurt olma işlemini de… ya, bu gözler neler gördü neler.
Otomatik alternatif metin yok.

Hunzalar kendilerine Hunzakut diyorlar.
Konuştukları dil olan Buruşo yüzünden onlara Bruşolar diyenler de var.
Asırlarca yolu, izi olmayan, erişilmesi çok güç bir yerde izole olarak yaşayan Hunzakutlar “Mir” dedikleri hanedan reislerinin ve ona danışmanlık yapan on iki kişiden oluşan bir İhtiyar Heyeti idaresindeler..
Türk geleneklerine uygun olarak, 900 yıldan fazla bir süre bağımsız yaşamışlar.


Hunza Türkleri Avrupada’ki antik “Sekel Hun Türkleri”ne benziyen kültürleri ile dikkat çeken bu antik halk 25 EYLÜL 1974 yılında bir devlet olarak kurulmayı başarmış isede kısa zamanda bölgedeki büyük devletlerin baskılarıyla bu gün Pakistan sınırları içinde bir bölge ve halkı olarak yaşamlarını devam ettirmektedirler. Hunza toprakları 7.900 kilometre kare (3.100 sq mi) dir. Aliabad Altit çevreleyen dağların muhteşem sahnesi, popüler bir turizm , ana yerleşimler olan Ultar Sar , Rakaposhi…

Hunza Türklerinin bayrağı da anlamlı
Hunza Türkleri Avrupada’ki antik “Sekel Hun Türkleri”ne benziyen kültürleri ile dikkat çeken bu antik halk 25 EYLÜL 1974 yılında bir devlet olarak kurulmayı başarmış isede kısa zamanda bölgedeki büyük devletlerin baskılarıyla bu gün Pakistan sınırları içinde bir bölge ve halkı olarak yaşamlarını devam ettirmektedirler. Hunza toprakları 7.900 kilometre kare (3.100 sq mi) dir. Aliabad Altit çevreleyen dağların muhteşem sahnesi, popüler bir turizm , ana yerleşimler olan Ultar Sar , Rakaposhi…


Sır mır denen bir şey öğrenemedim. 
Sağlıklar ve hayırlı uzun ömürler dileğiyle...

Sabahattin Gencal, Hamidiye-Çekmeköy_İstanbul

_____________________________


Kaynaklar: (Aşağıdaki kaynaklarda birbirinin kopyası denilecek kadar aynı bilgiler var.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kelimeler

En yaşlı zeytin ağacı Hz. İsa ile yaşıt olabilir