Artık yeter! Her konuda güzel manzaralar görmek istiyoruz

Resim
İnsan sırf yazmış olmak için yazar mı? Yazar. Yazar; ama bu yazdıklarını paylaşmanın ne derece doğru olduğunu tartışmak gerekir. Öyle ya, kimsenin zamanını almaya hakkımız yok. Bunu bile bile yazıyorum. İstenirse her yazıdan ders veya ibret alınabilir diye de bir gerekçe uyduruyorum.
Güncel ötesi’ndeki yazılarım aşağı yukarı hep böyle; yani yazmış olmak için…
Klavye başına, hangi konuda ne yazacağımı da bilmeden geçiveriyorum. Önceki yazılarımı okuyan varsa bilir; okumayanlar için tekrar edelim. Bir ülke adını, veya bir kelimeyi Google’ye yazıveriyorum. Çıkanlardan, özellikle fotoğraflardan birini gözüme kestiriyorum ve de oyuna başlıyorum. Bu bir oyalanma; ama dünya da bir oyalanma. Önceki yazılarımda ilginç bilgiler de, tesadüfen dahi olsa sergiledik. Bakalım bugün?
Günümüz gündemini karartan ABD’yi yazmayacağım. Malta Adasını da Man adasını da yazmayacağım. Zaten gündemden kaçıyorum. Onları yazarsam büsbütün çamura saplanırız. Çamur yerine başka bir kelime yazacaktım; ama hak etmeler…

İçimizin yeni bir enerji ile dolması dileğiyle


Bu son günlerde havalar çok sıcak; çok da nemli üstelik. Etkilenmeyen yok gibi. Büyük bir alçak basınç da var… Siyasi havalardaki sıcaklık da ölçülemeyecek kadar yüksek. Etkilenmeyen yok gibi. Büyük bir alçak baskı da var…

Meteoroloji verilerine göre yakında her yönden gelebilecek alçak basınç sonucu  fırtına bekleniyor. Rüzgâr, yağmur…  Siyasi analizcilere göre de her yönden gelebilecek alçak baskı sonucu fırtına bekleniyor. Sert rüzgârlar, seller oluşturacak yağmurlar…

Nedense böyle havalardan rahatsız oluyorum. Birçokları daha serin yerlere kaçıyorlar; ben evden dışarı çıkamıyorum. Televizyonla, internetle baş başayım. Bunlarla baş başa olmak dertlerimle baş başa olmaktan kötü.  Öyle haberler dolaşıyor ki, öyle tezgâhlar kuruluyor ki; öyle naneler yeniyor ki? Sormayın gitsin.  Ne kadar sıkıntı çektiği mi de sormayın gitsin.

Böyle havalarda kanatları güçlü kuşlar gibi olmak isterdim, özgür...  Bir de savcılar gibi rahat…

Bu son günlerde havalar çok sıcak, çok nemli de üstelik. Etkilenenler denize kaçıyor. Biz nereye kaçalım?

Oğlum Ahmet, iki gün önce “Okuyucular arada bir değişiklik ister artık” dedi. Samimi bir söyleşi sırasında da “Kızılderililer ülkesine git. Büyük reislerle görüş” dedi.

Hayali seyahatlerim konusunda oğlum Fuat da, “Güzel oluyor” dedi. “Sonuçta yeni bilgiler de öğreniyoruz.” diye ekledi.

Yine bilgi, yine öğrenme. Beklentilere bak. Ya, ben kuşlar gibi uçamayacak mıyım? Savcılar gibi vurdumduymaz olamayacak mıyım?

Aslında, çocukların beklentileri yok. Anlıyorum, onlar boş durmaktan bunalmamamı istiyorlar. Öyle boş boş oturan memurlar gibi olmadığımı biliyorlar da.

Neyse, çocukları kırmayalım. Google’de “Kızılderili reis” yazalım. Ne çıkarsa bahtımıza:


1854 yılında ABD Başkanı Franklin Pierce yazdığı bir mektupla Amerika’ya gelen beyaz göçmenlere toprak bulmak amacıyla Kızılderililerden toprak istemiş ve bu isteği kabul edilecek olursa Kızılderililere rahatlıkla yaşayabilecekleri bir bölgenin ayrılacağını bildirmiştir.
Topraklarının büyük bir bölümü zaten beyazlar tarafından zorla ellerinden alınmış olan Duwarmish Kızılderililerinin Reisi Seattle,  bir söylemiyle ABD Başkanına yanıt vermiş ve bu yanıt mektup olarak ABD başkanına gönderilmiştir. Mektubun aslı Amerika, Seattle, Squamish Müzesi’nde korunmaktadır.
İnsan ve doğa diyalektiğini en güzel dile getiren metinlerden biri olarak günümüzde değeri daha çok anlaşılmaktadır.  Son zamanlarda UNEP (Birleşmiş Milletler Çevre Koruma Teşkilatı) tarafından da yayınlanan bu mektup, çevre üzerine şimdiye dek bilinen en güzel ve en içten anlatım olarak tanımlanmıştır.”

Bu mektuptan birkaç paragraf:



“Bir Kızılderili, su birikintisi üzerine vuran rüzgârın yumuşak sesini, yağmurun temizliğini, çam kokulu rüzgârı her şeye yeğler. Hayvanlar, ağaçlar, insanlar, hepsi aynı nefesi, aynı havayı paylaşır.


Hava Kızılderililer için çok kutsaldır. Aldığı nefes, beyaz adamın dikkatini çekmiyor gibi. Beyaz adam, öleli uzun günler olmuş ve kötü kokuyla uyuşmuş gibidir. Ama eğer size toprağımızı satarsak, havanın bizim için çok değerli olduğunu hatırlamalısınız. Unutmamalısınız ki, hava sağladığı tüm yaşamla aynı ruhu taşır. Büyük babamıza ilk nefesi veren rüzgar, onun son soluğunu da kabul etmiştir ve aynı rüzgar çocuklarımıza yaşam ruhunu verir.


Eğer size toprağımızı satarsak, çayırlardaki çiçeklerden tad alan rüzgarı koklamasını öğrenmelisiniz, onu korumalısınız ve kutsal tutmalısınız. Bu kokuya beyaz adamın bile gereksinmesi vardır.




Toprağımızı almak önerinizi düşüneceğiz. Eğer kabul etmeye karar verirsek, bir koşulumuz olacak: Beyaz adam bu toprağın hayvanlarına kardeşleri gibi davranacak… Kızılderililer sizin yollarınızı, sizin adetlerinizi anlamazlar. Çayırlarda çürüyen binlerce bufalo gördüm!.. Beyaz adamın, geçerken dumanlı demir attan vurup bıraktığı ve ne amaçla öldürdüğünü hala anlayamadığım binlerce bufalo.. Ben vahşiyim ve dumanlı demir atın bufalodan nasıl önemli olabileceğini anlayamıyorum!.. Ve biz vahşi olduğumuzdan bufaloyu yalnız aç kalmamak için öldürürüz.



Hayvanlar olmadan insanlar nedir ki? Eğer bütün hayvanlar yok olsaydı, insan ruhu o büyük yalnızlığa dayanamaz ölürdü.


Ayakları altındaki toprakların, büyük babalarımızın külleri olduğunu çocuklarınıza öğretmelisiniz. Toprağın, akrabalarımızın yaşamlarıyla dolu olduğunu çocuklarınıza söyleyiniz. Böylece toprağa saygı duyarlar.”(1)

Çevre koruma kültürümüze katkı sağlayacağını umduğum bu mektubun tamamını okur musunuz?

Devletimizi koruma görevimizi hiçbir zaman unutmamalıyız. Ben unutamıyorum. Kızılderili sözlerini okurken bile…

İşte birkaç söz: (2)


Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Sana uymayabilirim. Yanımda yürü ki böylece seni görebileyim, böylece ikimiz eşit oluruz.
Yanyana yürümeyi alışkanlık haline getirelim ( S. Gencal)
Güneş ufuktan şimdi doğar / Yürüyelim arkadaşlar…


Doğum yapan her şey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kâinatın dengelerini erkekler de anlamaya başladıkları zaman, dünya daha iyi bir dünya olmak üzere değişmeye başlamış olacaktır.

Toplumumuzun mutluluğu, kadınlarımızın bütün faaliyetlere katılmaları ile doğru orantılıdır.(S. Gencal)



İnsan iki ruhludur içinde bir iyi köpek birde kötü köpek kavga eder. Hangisini daha çok beslersen o kazanır.

Nefsimizi beslemeyelim. (S. Gencal)


Eğer bir ülkede gölgelerin boyu insanların boyunu geçmişse o ülkede güneş batıyor demektir.

Yönümüzü ışık kaynağından yana çevirelim. (S. Gencal)



      Yanlışı gören ve önlemek için eli uzatmayan yanlışı yapan kadar suçludur.
Dünyada bir suçlu olarak bulunmak yaşamak değildir. (S. Gencal)

Kızılderililerin sözlerinden epeyce ilham almışa benziyorum değil mi? Ah keşke yetkililerimiz de ayda yılda bir, hayali  de olsa Kızılderililer ülkesine gidebilseler.

Bir Kızılderili şiirinden aldığımız dizelerle bitirelim yolculuğumuzu:

Bir Kızılderili Şiiri -KUTSAL Savaşçı-
Kutsal savaşçı yolundan  dönmeyecek
Yaralanacak yorgun düşecek ve  enerjisi  bitecek
Dinlenecek güçlenecek
Ama hep devam edecek bu tehlikeli yolda
Ayrılmayacak yolundan.
Birgün savaşla birgün umutsuzlukla çarpışacak
Güneş  bulutların arasından görünecek
Kuşların tatlı  melodisi duyulacak
Orada enerji değişimi olacak
Derin bir  değişim
Savaşçı cesurca  savaştı
Ruhu  kazandı sonunda  karanlık gecenin savaşını
Yeni bir enerjiyle doldu içi bilgelikle
Kişisel savaşını kazanıp ışığı ile  yol gösterdi halkına (3)

İçimizin yeni bir enerji ile dolması dileğiyle…

Sabahattin Gencal, Hamidiye-Çekmeköy_İstanbul
________________________________

1.      Mektubun tamamını okumak için tıklayınız:

2.       
Kaynak:Kızılderili Atasözleri











Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kelimeler

En yaşlı zeytin ağacı Hz. İsa ile yaşıt olabilir